Skip to content
Ayarlar
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size
Anasayfa arrow Yazarlar arrow Seref Turker arrow GENÇLİĞİN TANIMI VE TOPLUMDAKİ YERİ
GENÇLİĞİN TANIMI VE TOPLUMDAKİ YERİ PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 9
Kötüİyi 

Gençliğin Tanımı ve Toplumdaki Yeri               

                Gençlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir. Ergenlikle başlayan hızlı büyüme, gençlik çağını sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter. BM Örgütünün tanımına göre genç, 15-25 yaşları arasında, öğrenim gören, hayatını kazanmak için çalışmayan ve ayrı bir konutu bulunmayan kişidir. Gerçekten gençlik hem toplumsal, hem biyolojik, hem de ruhsal bir kavramdır.

 

Türk toplumu gerçek anlamda genç bir toplumdur. Nüfusumuzun % 60’ını 25
 yaşın altındaki çocuk ve gençler oluşturmaktadır. 50 milyonluk hiç bir Batı
 ülkesinde nüfus içindeki gençlik kesimi bu kadar büyük değildir.

 

 Ülkemiz gençliği sorunsuz bir gençlik sayılabilir. Çünkü varlıklı
 toplumların gençlerine özgü hastalıklarına daha tutulmadı. Ülkemizde gençler
 arasındaki uyuşturucu kullanımı o kadar değildir. Gençlik suçluluğu da
 nüfusumuza ve genel suçluluk oranına göre düşüktür.
 
 Gençlik yalnız olumsuzlukların toplandığı bir çağ değildir. Gençlik tatlı
 hayallerin, tutkuların ve idealizmin filizlendiği, sıkı arkadaşlıkların, ilk
 sevgilerin yaşandığı dönemdir. Yeniliğe ve ileriye doğru atılımların
 yapıldığı, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini ortaya koyma çabalarının
 yaşandığı dönemdir.

 ARİSTO 2300yıl önce gençliğin özelliklerini çok çarpıcı
 anlatmıştır. Şöyle ki; tutkuludurlar, huysuz ve öfkelidirler. Kendilerini
 içtepilerine kaptırırlar; tutkularının kölesi olurlar. İsteklerinin önüne
 dikilen en küçük engele bile katlanamazlar. Onura, başarıya, paradan çok
 değer verirler. Çünkü paraya gereksinimleri olmamıştır. Eli açık ve
 iyilikseverdirler. Çünkü kötülükleri tanımamışlardır. Çabuk güvenir, çabuk
 bağlanırlar. Çünkü aldatılmamışlardır. Yüksek amaç ve hayalleri vardır;
 çünkü daha yaşamın sillesini yememişlerdir. Koşulların sınırlayıcı etkisini
 öğrenmemişlerdir.
 
 Gençler yanılınca, çok yanılırlar. Sevgide de, nefrette de aşırıya kaçarlar.
 Her şeyi bildiklerini sanır ve onun için yanlışlarında sonuna kadar
 direnirler.
 
 Gençlikte Arkadaşlık
 Gençlik çağı evden kopma ve topluma açılma çağıdır. Ergenliğe giren bir
 gence evi dar gelmeye başlar. Ana-babanın öğütlerinden ve karışmalarından
 usanan genç, kendini dışarı atar. Çünkü soluk alabildiği, özgür
 davranabildiği yer, dışarı ortamıdır. Evle bağları gevşeyen genç kendini
 dışarıda bulur. Kendi gibi bağımsızlık arayan, aynı kaygıları yaşayan,
 benzer bocalamayı yaşayan yaşıtlarına takılır. Evinde anlaşılmadığını, değer
 verilmediğini, çocuk gözüyle bakıldığını sanan genç için arkadaş kümesi bir
 kurtuluş, bir sığınaktır.
 
 Gencin sıkı arkadaşlık kurmadan topluma açılması düşünülemez. Bu bakımdan
 arkadaşlık ilişkileri toplumsal ilişkilere öncülük eder. Arkadaşlarca
 aranmak, beğenilmek ve benimsenmek, benlik saygısının önemli bir koşuludur.
 Genç bu ilişkilere girerek zekasıyla, spor ve sanat yetenekleriyle kendini
 kanıtlar.
 
 Arkadaşlık kurabilmek ve sürdürebilmek başlı başına bir başarı, ruh
 sağlığının bir ölçüsüdür. Ailesine bağımlı, güvensiz ve sıkılgan bir çocuk
 okulda başarılı olabilir ama, arkadaşlık kurmada çok yetersiz olabilir.
 Gençlik çağında, gençlerin ruh hekimlerine başvurma nedenlerinin başında
 arkadaşsızlık yakınması gelir.
 
 
 Gençlikte Benlik
 Ben, benlik, kişilik çoğunlukla eş anlamlı olarak kullanılan kavramlardır.
 Kişiyi kişi yapan, başkalarından ayıran duygu, tutum ve davranışların
 tümünün örgütlenmiş bütünlüğünü anlatır. Her insanın ulaşmak istediği bir
 benlik vardır. Kişi özlediği, kendine yakıştırdığı bu ideal benlik kavramını
 geliştirmeye çabalar. İdeal bene yaklaştıkça mutlu olur. Kimi zaman ideal
 ben, bir düş, bir özlem olarak kalır. İdeal benliğe ulaşamazsa, kişi mutsuz
 olur. İdeal benliğin gerçek dışı olduğu durumlarda kişi bunalıma düşer,
 kavramını geliştirmeye çabalar. İdeal bene yaklaştıkça mutlu olur. Kimi
 zaman ideal ben, bir düş, bir özlem olarak kalır. İdeal benliğe ulaşamazsa
 kişi mutsuz olur. İdeal benliğin gerçek dışı olduğu durumlarda kişi bunalıma
 düşer. Kendi kendinden beklentisi çok yüksek olan kişi, genellikle
 bilinçdışı dürtülerin ve tutkuların buyruğundan çıkmayan kişidir.
 
 Gençlikte Kimlik Karmaşası
 Kimlik karmaşasına giren gençler, kendilerine belli bir yön veremeyen bir
 yerde kök salamayan gençlerdir. ERİKSON (1968) kimlik karmaşasını yaşayan
 genci şöyle tanımlar:
 
 İnsanlara yaklaşma ve sıkı ilişkiler kurmada başarısızlık gösterir ve bunun
 sonucu yalnızlık çeker. Uygun olmayan rastgele kişilerle arkadaşlık eder.
 Çalışamama, kendini bir işe verememe, dikkatini toplama güçlüğü belirgindir.
 Yarışmadan kaçar ve yeteneklerine uymayan işlerde kendini tüketir. Ailenin
 ve toplumun onaylamadığı rollere girer. Ters ya da olumsuz kimliğe bürünür.
 
 Kimlik karmaşasında kurtulmak için gençler değişik yollara başvururlar. Dış
 ülkelere göçüp yerleşerek, uyruk değiştirerek, din değiştirerek kendilerine
 yeni bir kimlik bulmaya çalışırlar.
 
 Toplum içinde bir yer edinemeyen, kök salamayan ve geleceğinden de umudu
 kesilen genç, topluma sırt çevirebilir. Çocukluğundaki kötü örneklere dönüş
 yapar. ‘Madem ben sizi istediğiniz gibi olamıyorum, öyleyse istemediğiniz
 gibi olacağım’ der. Sınıfını, uyruğunu, dinini, ülkesini, yetiştiği ortamın
 tüm değer yargılarını yadsıyabilir.
 
 Kimi genç de, topluma sırt çevirmek yerine topluma meydan okuyarak olumsuz
 kimliğini kanıtlamaya çalışabilir. Şiddet eylemcileri, teröristler bunlara
 örnek gösterilebilir. Bunlar içinde en çarpıcı örnek, hiç şüphesiz ki MEHMET
 ALİ AĞCA’dır. Zemzem kuyusuna işeyerek üne kavuşan insan gibi, o da değer
 verilen insanları öldürerek ünlü kişiler arasına girmiştir.
 
 Aile Tiplerine Göre Çocuğa Verilen Önem
 
 ÇOK SEVEN-KOLLAYAN, GEVŞEK DİSİPLİNLİ AİLE
 Çocuğa büyük sevgiyle bağlanmışlar, tam benimsemişler. Çok sıcak verici
 ancak çok koruyucu ve kollayıcıdırlar. Tüm yaşamları çocuğa göre
 düzenlenmiştir. Yalnız çocuk için yaşıyor gibidirler; bir dediğini iki
 etmezler.
 
 SIKI DİSİPLİNLİ, SEVECEN AİLE
 Bu aileler de çocuklarına karşı sevecen, ilgili ve düşkündürler. Çocuğun tüm
 maddesel ve ruhsal gereksinimlerini karşılarlar. Çocuğun sağlığı ve öğrenimi
 için hiçbir özveriden kaçınmazlar.
 
 BASKICI-İTİCİ SEVGİSİZ AİLE
 Gence bu ailelerde küçükten beri yeterli sevgi ve sevecenlik
 gösterilmemiştir. Aile ortamı gergin, ilişkiler düşmancadır. Bol eleştiri,
 azar, aşağılama ve dayak vardır.
 
 SEVGİSİ YETERSİZ, DİSİPLİNLİ GEVŞEK AİLE
 Bu aileler çocuğa karşı ilgisiz, ruhsal gereksinimlerine karşı
 duyarsızdırlar. Çocuk ayak altında dolaşmadıkça, ağlamadıkça ya da bir
 muzırlık yapmadıkça ilgilenmezler.
 
 PARÇALANMIŞ AİLEDE GENÇ
 Ölüm veya ayrılık nedeniyle bölünmüş ailelerde büyüyen çocukların gençlik
 çağında çok değişik uyum sorunları ortaya çıkabilir. Çocukluğu babasız
 geçmiş bir genç erkek, genellikle bir genç kızdan daha çok sorunlarla
 karşılaşır.
 
 SEVEN, BENİMSEYEN, DEMOKRATİK AİLE
 Çağdaş bir ailedir. Ana-baba arasında saygı vardır. Sorunlar buyruklarla
 değil, konuşarak çözümlenir. Evde gerginlik yerine, ılımlı bir hava vardır.
 
 GELENEKSEL, ATAERKİL AİLE
 Geleneksel Türk ailesinde babanın tartışılmaz, salt otoritesi vardır. Evde
 ilk ve son sözü söyleyen babadır. Babayla çocuk arasında korkuyla karışık
 saygılı bir uzaklık vardır.
 
 Ruhsal Hastalık Kavramı ;
 Ruhsal hastalık, insanın duygu, düşünce ve davranışlarında olağan dışı
 sapmaların aykırılıkların bulunmasıdır diye tanımlanabilir.
 
 Ruhsa hastalık belirtileri rahatsız edici, acı verici, kişiyi ve çevresini
 mutsuz eden türden belirtilerdir. Kişinin uyumunu bozar, ilişkilerini
 sarsar, çalışmasını etkiler.

Serdar Kalekahyası

 
Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol